BAŞBAKANIMIZA AÇIK MEKTUP


başbakana-açık-mektupSayın Başbakanım!

Torosların oğlu olarak Torosların müzmin bir derdini size hatırlatmak vacip oldu kanaatindeyim. Her seçimden önce Güneyyurt ve Ermenek’in bazı köylerindeki vakıf davalarına istinaden halkın tarlalarını ekememesi bölgede büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Böyle bir vakfın olmadığını olsa da geçersiz olduğunu aşağıda belgeleriyle anlattım.

Güneyyurt beldesi ve Balkusan köylüleri ağırlıklı olmak üzere Karamanoğlu türbesinin vakfı olduğu gerekçesiyle milletin 800 yıldır ektiği tarlaları muattal bırakmak hangi akla hizmettir? Öyle bir vakıf olsa bile sadece vakfiyede geçtiği gibi 28 hanelik küçük bir alanı kapsaması gerekirken tüm bölgeye teşmil edilerek halkın mağdur edilmesi ne manaya gelmektedir? Üstelik vakfiyede, kapsama alanındaki arazilerin öşür ve benzeri vergilerinin Balkusandaki türbe maslahatına harcanması dışında bir kayıt da yoktur.

Sayın başbakanım! Ey Torosların oğlu! Ey obaların çocuğu! Ey halkın ümidi! Hemen Taşkent’in Balcılar Mahallesi sınırında bulunan Güneyyurt yaylaları ve Balkusan köyü arazileri şu anda devletin tazyiki altında işletilemez ve ekilip dikilemez durumdadır, haberiniz olsun, tüm bölge halkı Karamanoğlu türbesi maslahatına vakfedilen 28 hanelik bir alan uğruna incitilmekte devletiyle arasına dikenli teller örmektedir! Oysa malum vakfiyede Aladağ ilçesinin de bu türbeye öşür ve vergileriyle destek vereceği kayıt altına alınmakta ve aynı kategoriye girmektedir. O halde Hadimin yarısını içine alan Aladağ’ı da vakıf ilan edecek miyiz?

Bir de türbe vakfiyesinde yörükan aşiretlerinden koyun başı kaç akçe otlakıye türbe namına ödenmesi öngörülmesine rağmen hiç oralar kurcalanmamaktadır. Olan sadece 2500 den fazla gariban, taştan ekmek çıkarmaya uğraşan halkımıza olmuştur.

Sizden isteğimiz bu günlerde yine gündeme gelerek “Güneyyurtlu ve Balkusan’lı vatandaşın borcu %50 arttı” haberleri çıkan olaya el atarak halk yararına çözmenizdir. Madenlerin de kapanmasıyla ümitleri bir kez daha tükenmekte olan Güneyyurt ve Balkusan halkına dedelerinden kalma bu arazilerini karşılıksız olarak iade etmekle onlara en büyük hediyeyi vermiş olacaksınız. Aksi halde bu durum önümüzdeki seçimlerde yine bölgenin ana gündemini oluşturacaktır.

Bizim yaylalarımız Ermenek’in üstünden başlar yelli bele yani karaman oğlu Mehmet Bey geçidine kadar boyuna, Tekeçatından başlayarak Altıntaş yaylasına kadar enine devam eder, bu arada Balkusan, Ermenek, Başyayla, Katranlı, Güneyyurt, yukarı çağlar ve aşağı çağların arazileri iç içe geçmiş olarak bulunur.

Bu koca yaylalar adeta gizli bir el tarafından boşaltılmış halk ancak bayramdan bayrama veya yaylalarda yaptıkları şenliklerde buralara uğrar olmuşlar. Sonunda bir de vakıf adı altında bahaneyle milleti 800 yıllık arazilerinden soğutmuşlar bu da işin tuzu biberi olarak neredeyse Ermenek topraklarının yarısını kapsayan bu alanlar sakıncalı bölge haline getirilmeye çalışılmaktadır. 30 Mart 2014 seçiminden önce yüzlerce çiftçimize işgalci sıfatıyla astronomik rakamlarda aidat çıkarılmış ve halledeceğiz sözü verilmesine rağmen halen tedirginlik sürmektedir.

SAYIN BAŞBAKANIM! TAŞELİ YAYLALARINI GERİ VERİN!

Osmanlı zamanından kalan arazi kanunnamelerinin uygulandığı bir yasa ile Ermenek’in Başyayla’nın, Sarıveliler’in ve Güneyyurt’un kuzeyindeki devasa yaylalar vakıf ve ya orman sayılarak halkın elinden alındı.

Allah aşkına bu yerleri bilenler bir baksınlar yüzde doksanı taş olan bu kepirlerde hiçbir orman ağacı yoktur. Ama çalışkan halkımız asırlardır buralarda bulduğu toprakları işleyerek adeta cennete çevirecektir ama önünde yapmacık engeller vardır: vakıflık ve orman

Hâlbuki bu yaylaların vakıflığı da şüpheli hatta İslami esaslara göre geçersizdir çünkü buralar vakfedenin mülkü değil devlet mülküdür: bir yerin vakıf olabilmesi için şahsi mülkiyet şarttır:

DİNEN GEÇERSİZ OLAN VAKIFLAR

Vakıf, bir hukukî müessese olarak şöyle tarif edilmiştir: Vakıf; kendisinden yararlanmak mümkün ve caiz olan bir malı, devamlı olarak Allah’ın mülkü olmak üzere temlik ve temellükten menetmek ve gelirini Allah rızası için bir hayır cihetine tasudduk etmektir. Burada mal, vakfedenin mülkiyetinden çıkar ve Allah’ın (toplumun) mülkü haline gelir. Böyle bir malın yönetimi artık vakıfnamedeki şartlara ve genel esaslara göre olur.

Vakfedilen bir malın vakfedenin şartlarına göre genelde dokunulmaz olduğunun beyan etmek için vakıfnamelerin sonunda yazılan ayet şudur: (Bakara:2/184 “ o halde onu duyduktan sonra kim değiştirirse şüphesiz onun günahı onu değiştirenlerin boynunadır. Allah duyan ve bilendir.”

VAKIF ARAZİLER İKİ KISIMDIR:

1- Sahih vakıf; aslında kişinin özel mülkiyetinde iken İslam’a uygun olarak sahibi tarafından tüm faydaları Allaha bırakılarak sadece vakfedenin şartlarının geçerli olduğu ve kıyamete kadar başka hiçbir merciin tasarruf yetkisi olmadığı vakıflardır.

2- Geçersiz vakıf; devletin arazilerinden bir kısmını padişah paşa vezir ve benzeri devlet adamlarının kendi inisiyatifleriyle vakfetmeleridir ki bu tür vakıflar kendi mülkiyetleri olmadığından sahih yani doğru değildir. Devletin arazi ve ya başka mallarından bir kısmını yetkililerin ayırarak vakfetmeleri aslında vakıf değil irsaddır. Buna göre bu tür yerlere ancak tahsisat denebilir. Osmanlı döneminde devlet malından yapılan vakıfların çoğu bu kategoriden olup hükümsüzdür.

Mecelleyi şerh eden Ali Haydar Efendi  “Şerh-i Cedid-i Kanun-i Arazi” adlı eserinde şöyle diyor: sahih vakıf dediğimiz, kişinin özel mülkünü vakfetmesi durumunda bu vakıflara kıyamete kadar kendi şartları dışında el değilemez iptali asla söz konusu olamaz iken devlet arazisini devlet adamlarının vakfetmesi durumunda olan vakıflar ise geçersiz olduğundan her zaman iptali mümkündür.  (Evkaf idaresi başkanı mektebi mülkiye-i şahane ve ahkâm-ı adliye ve arazi kanunu öğretmeni Atıf Beğ)

Osmanlı Selçuklu ve Karamanoğlu hanedanlığı sırasında önüne geçen herkese bol keseden altın verildiği gibi dağlar taşlar ve devlet arazileri de peşkeş çekilmiştir. Güneyyurt’a ait bir yayla olan ve halkı Güneyyurt’tan giden o zamanki Balkusan köyünden geçen bir paşanın önünü kesen konargöçerlere paşa tarafından parmaklarıyla dağları tepeleri göstererek yayılım alanı dağıtılmıştır. İşte buna şimdi TC, mal bulmuş mağribi gibi 2011 yılında sarılarak gariban dağ köylerinin yüz yıllardır ekip kaldırdıkları bir evlek yerlerine tapu vermemek için bir sebep saymıştır. (!)

1936 da bütün gerçek vakıfları araziye çevirip halka satan laik devlet bu dini terime neden sığınma ihtiyacı duydu acaba? Hal şöyledir ki h. 702, m. 1302 senesinde Karaman oğlu Mahmut bey babasının da gömülü olduğu Balkusana bir türbe ve külliye inşa ederek oranın yaşaması ve personel giderlerinin karşılanması maksadıyla Balkusan ve Dedeli yayla boğazı arazilerinin öşür ve diğer vergi gelirlerinin tahsisini istemiştir. Ve şu anda son yıllarda restore edilen türbeden başka da bir şey kalmamıştır. O türbenin de halen hiçbir gideri yoktur.

1258 Hicri = 1840 Miladi yılında Sultan Abdülmecid tarafından h. 702, m. 1302 senesinde Karaman beyi Mahmut beyin fermanına atfen verilen yeni düzen aşağıda olup o gün mevcut olan Dedeli ve Balkusan köylerinin değirmen ve öşür gelirlerinin bu türbe ve personeline ve külliyenin bakımına harcanması öngörülüyor. İşte belgenin transkripsiyonu:

“Masalih-ı Türbe-i Karaman beğ ve Mahmut Beğ bin Karaman Beğ Ecdad-ı evlad-ı Karaman

Mezkur Mehmedin kaza-i Ermenek’e tabi karye-i Balkasun içinde olan türbesi masalihı içün ve babası Karaman türbesi masalihı içün vakf eylediği kura ve mezari’ …dir ki zikr olunur ber muceb-i vakıfname el-müverrah bi-tarihi; isna ve seb’a mie (1302 m.) bi- imza-i Mevlana Necmeddin bin Mehmed bin Abdülmuhsin el-Kâzî bi-Ermenek

Vâkıf-ı merhum evkaf-ı mezkurenin mütevellisi Mevlana Muhyiddin bin Hüsameddin ba’dehü aslah evlad-ı zükuruna neslen ba’de neslin şart eylemiş evlad-ı inas değil.

Ba’dehü Ermenek hâkimine tayin olmuştur ve cihet-i tevliyet olan nısf-i öşr tamiru’l-bab takdim olunduktan sonra mâ fazal (…) tevliyete tayin olunmuştur. Bakisi mescit ve meâkil-i huddama ve masarifine sarf oluna deyu vakıfnamede küllü mukarrerdir: Karye-i Balkasun tabi-i Ermenek- Karye-i Dedelü tabi-i Ermenek…”

Eğer devletimiz bu İslami vakıf kavramından bir şey çıkaracaksa onun: bu yaylaların tüm otlakıye vergileriyle arazi gelirlerinin Balkusan dışına çıkmaması olmalıdır. Buraya devletin vakfiyeye uygun olarak bir İslami külliye inşa etmesi ve halkın tapulanmış arazilerinin vergi gelirlerini buraya harcaması gerekir.

Şurası kesindir ki burada vakıf olan araziler değil; bal, değirmen hissesi ve hububat öşrü gibi gelirlerdir. Devletimiz en kısa zamanda işletici halka tapularını vermelidir bunu tersi vakıfnameye ihanettir.

Sayın Başbakanımız Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu Kardeşime Arz olunur.

MükreminKIZILCA

Güneyyurtlular Derneği Başkanı ve arşiv Uzmanı
Free Web Counter
Bu Haberi Okudu

Bu makaleyi nasıl buldunuz? // Bu pencereye yorumunuzu yazabilirsiniz // Makalenizi göndermek isterseniz buyurun!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: