ÜLKEMİZDEKİ SİYASET KURUMUNUN AÇMAZLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ


Siyaset kelimesinin anlam içeriği itibariyle seyis kelimesinden türetildiği hepimizin malumudur. Seyis ise bilindiği gibi atbakıcısı anlamına gelmektedir. Bu hususu Farabi’nin siyasete bakış açısından ele alacak olursak seyislik nasıl atı mutlu etme amacını taşıyorsa siyaseti de halkı mutlu etmek için yapılan uğraş olarak algılayabiliriz. Sosyal bilimlerde siyaset kurumunun incelenmesi modern devlet sistemlerinin oluşmasıyla başlamıştır.
Aslında siyaset kurumu basit bir tanımla “ülke sorunlarına çözüm bulmada yarışın ismidir” Ülkemizdeki siyaset kurumunun aktif bileşenleri partiler ve halktır. Pasif bileşenleri, dernekler, vakıflar, odalar, medya ve sendikalardır

Herşeyden önce konumuzun daha net anlaşılabilmesi için siyaset kurumuna neden ihtiyaç duyulmuştur veya siyaset kurumunun varlık nedenleri nelerdir? bunlara göz atmakta yarar vardır.Devletin oluşumuna neden olan en önemli unsurlardan birisi nasıl güvenlik faktörü ise siyaset kurumuna ihtiyaç duyulmasındaki ana etken de demokratik bir anlayışla ve hukukun genel prensipleri çerçevesince ülkeyi idare etmektir aslında.
Siyaset kurumu toplumun rızasını alarak işlevini ve varlık nedenini sürdürmek için şu meşru gerekçeleri ortaya koyar. Bunlardan ilki düzenin nasıl korunacağına ilişkin olanıdır. Siyaset kurumu, toplumsal yaşamı düzenlemek için yeni koşullar ortaya koyarak düzenin veya sistemin devamlılığını sağlayıp devlet ile toplum arasındaki köprü vazifesini böylece sağlamış olur.Siyaset kurumuna ihtiyaç duyulmasındaki temel nedenlerden birisi de koordinasyon ve ortak menfaat ilişkisidir.
Siyaset kurumu, insanları koordine etme yetkisi ile birlikte toplumsal ve bireysel çıkarları korumayı amaç edinir. Bu şekilde halkın nezninde kendini meşrulaştırarak yaptığı veya yapacağı faaliyetleri yine halkın nezdinde gönüllü bir boyuta taşıyarak hizmetlerini ve yaptığı işleri rıza esasına dayandırır. Diğer bir neden de; ortak hakların nasıl korunacağı sorunudur. Siyaset kurumu herşeyden önce toplumsal huzur ve refahı sağlamak ve maaiyyetinde yaşayan vatandaşlarının eşitliğini sağlayarak ve onlara azami derecede özgürlük alanı sağlamakla kendisini yükümlü sayar.

Yani siyaset kurumu varlığını devam ettirebilmek için, özgürlük, eşitlik, adalet refah, güvenlik kavramlarını kullanır. Bütün bu aşamalardan geçen siyaset kurumu veya siyaset, insanlığın yönetim alanında gelebildiği ve tecrübe ettiği en son nokta olarak kabul edilebilir. Çünkü hükmetme sanatından beslenerek gerçekleştirdiği süreçleri kamusal ve ekonomik bir ilişkiye dönüştürmeyi bilmiştir. Siyaset kurumu, her toplum ve devlet için farklı gelişim süreçlerini gösterse de gördüğü işlev açısından benzerlikler göstermektedir.
Ülkemizde siyaset kurumunun açmazları dendiğinde, demokrasinin yapısal ve işlevsel sorunları akla gelmektedir. Ülkemizin 1946 yılında çok partili hayata ve sisteme geçişinden bu tarafa demokrasimizin işleyişinde büyük sıkıntılar yaşanmış ve hala da yaşanmaktadır. Demokratik kurumlarımız ve demokrasimizin işleyiş düzeni, ekonomik ve sosyal olarak gelişmişlik düzeyi belli bir seviyenin üzerinde olan ülkelerin epeyi gerisinde kalmaktadır.
Ülkemiz demokrasisinin kurumsallaşması için güçler ayrılığı sistemi olarak ifade edilen yasama, yürütme ve yargının bir birleriyle güç yarıştırmak yerine hak ve adalet yörüngesinde buluşarak görev ve ödevlerini insanımızın ihtiyacına ve günümüzün koşullarına göre yerine getirmelidir. Ülkemizde bu üç erk çatışma ve ayrışma halindedir. Bu hal, devlet sistemimizde ve toplumsal yapımızda derin çatlaklara, kutuplaşmalara ve huzursuzluklara neden olmaktadır. Kısaca her kurum veya erk kendi görevi ne ise onu yapmalı, biri diğerin alanına asla müdahale etmemelidir.
Siyaset kurumunun oluşması ve şekillenmesi açısından bakıldığında ülkemizdeki siyasetin oturganlığı sağ-sol, dindar-laik, liberal-muhafezakar ekseninde cereyan etmektedir. Oysaki gelişmiş ülkelerde bu sosyolojik yapı daha çok ekonomik eksenli ve proje bazlıdır. Bu nedenle ülkemizdeki siyasetin anatomisi soyut karakterli bir yapı arz etmekte olup, gerçekçi verilerin ışığında somut olarak yapılmamaktadır. Hal böyle olunca haksız ile haklı doğru ile yanlış baştan ifsada uğramaktadır.
Başka bir deyişle ceketin ilk düğmesini yanlış ilikledikten sonra zaten yapacacak fazlaca bir şeyde yoktur.Ülkemizdeki siyaset kurumunu çıkmaz sokak haline getiren önemli faktörlerden birisi de, toplumun siyasete ve siyasetçiye güvensizliğidir. Bu hal, siyasete insanımızı yabancılaştırmakta ve aktif katılımın gerisine itmekte, yöneten ve yönetilen ilişkisini seçim dönemleriyle sınırlı tutmaktadır. Her seçim döneminde “benim oğlum bina okur döner döner bir daha okur “un ötesine geçemeyen bir siyaset anlayışı veya kültürü kedisini günün koşullarına göre yeniden üretmelidir. Şerif Mardin’in ifadesiyle keçi boynuzu yiyoruz.Yusuf Akçura’nın “üç tarzı siyaseti” yerini siyasetsizliğe bırakmamalıdır.
Bu kırılgan yapı ve sosyal süreç 12 Eylül 1980 yılında başlamış olup günümüzde de etkisini sürdürmeye devam etmektedir.Günümüzün siyaset anlayışı, aşırı politizasyonu ve depolitizasyonu da beraberinde getirmektedir. Yani aşırı politizasyon, değerlerden yoksunluğu getirdiği gibi aşırı depolitizasyon da düşünce üretimsizliğini ve insan kaynakları verimsizliğini beraberinde getiriyor. Kitlelerin bu iki uçta salınmaları sağlıklı bir durum olmayıp geleceğimiz açısından kaygı uyandıracak hususlar ortadan kaldırılmaldır.
Diğer bir etkende siyasette güven, kaynaşma ve dayanışma eksikliğidir. Yani siyaset güveni de beraberinde getirmek zorundadır. Bir ülkede siyasete güven ne kadar fazla ise, insanlar daha huzurlu olur ve kendisini kaynaşma ve dayanışmanın dışında görmez. Bu noktada siyasette güven problemi kendini göstermekte olup, demokrasinin ve siyasetin menfi çıkarlar için kullanıldığı yönünde halkımızda bir inanç oluşmuştur. Oysaki yönetimde istikrar, siyasette de istikrarı beraberinde getirmektedir.
Ülkemizdeki siyaset kurumunun açmazlarını giderebilmek için başlıca yapılması gereken uğraş, sosyal yapıyı değiştiririp, bireyi ön plana çıkararak özgür düşünce sistemini geliştirmek olmalıdır. Başka bir deyişle, sorgulayan, güdümlü olmayan ve belirleyici olan bireyi ve toplumu oluşturmak şarttır. Aksi taktirde 1808 seneti ittifakla başlayan ve 1908 II. Meşrutiyetle ivme kazanan demokratikleşme süreci sağlıklı bir şekilde tekemmüle erdirilemez. Kısaca her şey demokratik kurallar içerisinde halledilmeli. Başka mecralarda çare aranmamalıdır.
Nihai olarak siyaset kurumunun öncelikleri demokrasiye inanan, ülkenin dış dünyaya karşı açık, sağlam, güçlü, onurlu ve mutlu, ne saldırgan ne de çekingen olması, akılcı duruş sergilemesi, taraf olmayan ve toplumun belirli bir kesimini değil, tüm kesimlerini gözeten ve sağlıklı bir ekonomik yapıyı vücuda getirmiş, demokratik yapıyı tehdit eden uygulamalarla ve yoksulluklarla etkin bir mücadele yürüterek toplumun adalete ve siyaset kurumuna inancını mutlak olarak sağlamak olmalıdır.

Gelişme döneminde olan demokrasimizin ve siyasal hayatımızın daha olgun, belirgin ve oturgan hale gelebilmesi için herşeyden önce günümüzün koşullarına uygun milli birlik ve beraberliğimizi daha da pekiştiren özgürlüğü esas alan temsilde adaleti sağlayan ve her türlü üretimin önündeki bütün engelleri ortadan kaldıran yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Ayrıca siyaset kurumunun sağlıklı ve kalıcı işleyebilmesi ve varlık nedenini hakkıyla yerine getirebilmesi çin siyasetin aktif bileşenleri ile pasif bileşenlerinin interaktif olarak “SİYASETİŞİM” içinde olmaları gerekmektedir.

Bu makaleyi nasıl buldunuz? // Bu pencereye yorumunuzu yazabilirsiniz // Makalenizi göndermek isterseniz buyurun!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: