Kabil’di Asıl Kurban


İnsanoğlunun kendisi ve çevresi ile kavgası yaradılışından beri süregelmekte. His, hareket, gazap ve şehvet gibi unsurlarla iç içe olan fıtratı zaman zaman ona hatalar yaptırmakta, küçük ya da büyük günahlara vesile olabilmektedir. Atamız Hz. Adem (as) dahi yasak meyve hususunda emre itaatsizlik etmiş ve neticede yeryüzüne indirilmişti. Ancak akabinde nefsini kınamış ve öğrettiği kelimelerle Rabbi’ne yalvararak affa mazhar olmuştu. Diğerleriyle olan kavga ise Habil ve Kabil’in mücadelesi ile başladı. Aslında bir mücadeleden daha çok, öncesinde Rabbe arz edilen hediyelerin kabulü noktasında bir kıskançlık, sonrasında ise bir kıyım, bir kardeş katli ile sonuçlanan bir süreçti. İşte o günden bu yana bin yıllar boyunca, pek tabii olarak herkes Kabil’i nefretle, Habil’i ise rahmetle yad etti. Zira Habil mazlum, mağdur ve kurban, Kabil ise zalim olarak bilindi, anlatıldı. Dolayısıyla Habil’i cennete, kardeşini katleden Kabil’i ise cehenneme yol almış olarak değerlendirdik hep. Öyle ise kime acımak, kime “yazık oldu bu hayatın sahibine” demek gerek? Gerçek “kurban” kimdi sizce. Gerçek kurbanlar kim asırlardır bu iki yoldan birini takip eden?

Kabil’di Asıl Kurban

Şifreler hep dündeydi, bugüne şamil hâlâ;

Kurban kim konusunda aklımız karışmıştı

İbrahim’in başı dik, İsmail sadıktı ya

Hacer’in metaneti damga vurmuştu asra…

 

Habil kurban denmişti, kardeşler kavgasına,

Hayır, hayır aslında; Kabil kurban olmuştu,

Nefsinin hevasına, şeytan iğvaatına

Yazık oldu Kabil’e ve yolunda koşanlara…

 

Halbuki Kitab’ında kaç kez uyardı Mevlâ,

Dünya gelip geçici, ahiret bize yârdı,

Öyleyse yeni baştan tazeleyip imanı,

Yeniden idrak ile mukaddes imtihanı,

Kalbi hazır etmeli, ebedi inşiraha…

Kur’an-ı Kerim’de Efendimiz’in (sav) vasıflarından bahsederken Rabbimiz kendine ait Rauf ve Rahim gibi iki sıfatla taltif ve takdim ediyor Habibi’ni.  Şefkat ve merhamettir dolayısıyla Muhammedî meşrepte olanların, O’na has ümmet olma yolunda yürüyenlerin yolu. Mutlak ve ebedi Rehberimizi (sav) en fazla üzüntüye sevk eden de defalarca kapılarını çalmasına, defalarca o kapılardan kovulmasına, horlanmasına rağmen hidayete ermeleri için bıkmadan, usanmadan uğraştığı kişilerin hak ve hakikate yüz çevirmeleri idi. En çok onlara acır, en çok onlar için üzülürdü. Mü’minler için zaten cennet vaat edilmişti. Öte yandan Allah’ın yeryüzünde halife olmak üzere yarattığı kullarından bir kısmının bilerek ve isteyerek kendi cehennemlerini hazırlamaları idi asıl esef verici olan. Taa Hazreti Adem’den (as) beri, dün de bugün de asıl kurbanlar, dünyaya, nefislerinin heveslerine, şeytanın aldatmacalarına kananlar, geçici ve sahte dünyevî hazları, gücü, makamı, şöhreti, şehveti ebedi saadet ve meserrete tercih edenlerdi. Onlardan, kaybedenlerden, dinini dünyaya değişenlerden, asıl kurbanlardan olmamak için ne dersiniz yeniden iman etmeye, bir kez daha asli vazife ve mesuliyetlerimizi hatırlamaya, hakiki, has kullardan, peygamber ahlakı ile ahlaklanmaya çalışan has ümmetlerden olmaya…

 

Prof. Dr. Ahmet Kağan Karabulut

Bu makaleyi nasıl buldunuz? // Bu pencereye yorumunuzu yazabilirsiniz // Makalenizi göndermek isterseniz buyurun!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: