Emanet Nefesler…


Tarih: 15-06-2013 15:02:00Güncelleme: 15-06-2013 15:02:00 

Her şey sıvıyla dolu körpecik ciğerlerimize yakıcı bir havayı teneffüs etmemizle başladı. Öncesinde çok yabancısıydık, dünyanın havasının, suyunun, acısının ve tatlısının. İlahi takdirin bizleri yerleştirdiği o muazzam korunaklı ve besleyici ortamda, etrafımızda sudan rahat bir yatak, karnımız tok, keyfimiz yerinde, annelerimizin kalp atışlarının ahengiyle, yine o şefkat meleğinin doğmamış çocuğuna mırıldandığı ninnileriyle uyumaya çok alışmıştık. Biraz sıkıştık mı huzursuzlanır, bunu da anında ilgili makama iletir, daha olmadı küçük bir tekmecikle “ben buradayım, varlığımı yok sayamazsınız” diye kendimizi hatırlatırdık.

Ama o ilk nefes yok mu içimizi dağlayan, gözyaşlarımızla eşlik ettiğimiz. Gözlerimizi kamaştıran ışığa, bize yabancı bir sürü uyarana ve hayata merhaba dediğimiz an. Ne kadar da zordu şu nefes almak, tıpkı daha sonra her şeyin üstümüze geldiği günlerde olacakların habercisi gibiydi. O yüzden bana ilk nefes bedenin değil de sanki ruhun ilk nefes alışı gibi gelir.  Bir de yetmezmiş gibi döverek başlatıyorlardı etrafımızdakiler, canımızı acıtıyorlardı, sanki “şimdiden alışın” der gibi. Acı çekmemize eğleniyor, ağlamamıza gülüyorlardı. Sanki “bundan sonra da hayat hep böyle olacak, kabullenmeye başlasan iyi olur” der gibi. Yani sizin anlayacağınız daha ilk solukta, ilk nefeste başlamıştı hâlâ anlayamadığımız, hâlâ anlamlandıramadığımız pek çok şey. O yüzden ilk nefes çok önemliydi, içerisinde pek çok ilki barındırdığı için.

Sonrasında ise ezeli takdir miktarınca pek çok nefesler aldık, verdik. “Hayy” sıfatının perdeler arkasından, ötelerin ötesinden yokluk aynasında yansımalarıydı, feyizleriydi bizim nefeslerimiz aslında. Yüce Rabbimizin var etmesiyle varoluşumuzdan başlayıp, zamanı gelince atılan fiziki adımlarıydı bunlar asla doğru, aslımıza doğru, asıl vatanımıza doğru yolculuğumuzun. Her bir nefes emanetti, ölümün ve hayatın mutlak sahibinden her birimize. Bizatihi Zat-ı Ecel ve Ala’sının va’z, eşsiz peygamberlerinin tebliğ ettiği esas ve usuller çerçevesinde anlamlandırılacak, insan olmanın şerefi ve onuru, kul olmanın faziletleriyle mücehhez kılınacak, tezyin edilecek sınırlı zaman dilimleriydi bu aziz emanetler.

Emanet demişken, her emanetin kaderinde olduğu gibi bir gün gelip de sahibine teslim edilecek olanlar yani. Gerçek sahibi olan Yüce Allah’a (cc). İşin en güzel yanı, o emanet nefeslerin sahibi hatırlatıyordu bizlere; onları nasıl koruyacağımızı, muhafaza edeceğimizi, nasıl davranırsak ancak bu emanetleri örselenemeden, zarar vermeden, sahibine teslim zamanı geldiğinde mahcup olmadan geri iade edebileceğimizi. Ancak bizi bizden çok daha iyi tanıyan, bize “şah damarımızdan daha yakın” olduğunu bildiren Rabbimiz, her bir emaneti O’nun razı olduğu hassasiyette taşımaya güç yetiremeyeceğimizi de bildiğinden, yoldaki hasarlara, yol kazalarına karşı da “pişman olma, tövbe etme, Zat’ına rücû etme ve sığınıp teslim olma” onarım mekanizmalarını da beraberinde bildiriyordu biz zayıf ve aciz kullarına olanca şefkat ve merhametiyle. Dolayısıyla kulluğumuz bir bakıma da bu sığınma ve teslim olma katsayılarımızla doğrudan alakalı idi.

Hani ilk nefes zor demiştik ya, ondan çok daha zor olan, emanet nefeslerin en zorlusu olan bir tane daha var ki o da en son verilecek olan nefes. Hani şeytanın bile yolunu gözlediği, mü’minleri aldatabilmek için son koz olarak kullanmaya çalıştığı, adeta verirken ciğerlerden bir dikenli çalı sökülürcesine acı veren son nefes. Hani, “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz, öyle haşr olunursunuz” haber-i şerifinde en sarih şekilde va’z edilen ve o ana kadar yaşanan ne varsa onlarla mütenasip bir sonun hissedileceği bir nefes. Belki de bu yüzden inanç sahipleri o son nefesi ziyadesiyle önemsemiş, tazarrularına “Ya Rabbi son nefesimizde bizi imandan ayırma”, “Son nefeste bize Kur’anı yoldaş eyle”, “Son nefesimizde kelimeyi şahadet getirerek ruhumuzu teslim etmeyi nasip et” dualarını eklemeyi güzel bir adet haline getirmişlerdir. Çünkü orada teslim ve tesellüm vardır. Orada emanetin sahibine iadesi vardır ve o ince çizgiden öteye bir kez geçildi mi, bir daha asla, tek bir nefes için dahi olsa, geriye dönüş olmayacaktır.

Hani halk arasında “son pişmanlık fayda etmez” ve yine “son nefeste firavun tövbesi gibi bir teslimiyetin kıymeti yoktur” denilir ya, bu hususa da dikkat etmek gerekir. Zira bize bu nefeslerin her biri, aynı azalarımız gibi, yaradılış sırrına uygun olarak kullanılsın ve bu durum da sürekli olsun diye emanet edilmiş olup bu hâl ve kemâl kısaca istikamet olarak tarif edilmiştir. Dolayısıyla alıp verdiğimiz her bir nefesin ayrı ayrı birer de hesabı vardır. Nasıl ki bir sonraki nefesimizin garantisine sahip değiliz, o halde yaşadığımız her anın kıymetinin farkında olmak, o anı da, o ana mahsus nefesimizi de, tüm azalarımızı da emanet sahibinin razı olduğu şekilde kullanmak ve değerlendirmek zorundayız. Akıl sahibi olmak bunu gerektirir. Bu nedenledir ki ertelenmiş bir nefes doğruluk, bir nefes dürüstlük, şartlara bağlanmış ve ertelenmiş bir nefes dahi İslamî hayat yoktur. Tıpkı şartlara bağlanmış ahlakî ve erdemli bir duruş olamayacağı gibi.

Mademki her bir nefes bu derecede kıymetli ve bir kez geçince asla telafisi mümkün değil, boş ve lüzumsuz işlerde harcamamak, hele hele Rabbimizin bizim için razı olmadığı haram ve günâhlarla ziyan etmemek mecburiyetindeyiz. Mü’min olana, kul olana yakışan budur zira. Velev ki buna güç yetiremedik ki ekseriya hallerimiz böyledir, en azından geriye kalan sayılı nefeslerimizle Rahim olan Allah’a (cc) yalvarabilir, af ve mağfiret dileyebilir, ser’i mezelleti atabe’i izzete koyarak affedilene kadar başımızı o eşikten kaldırmamacasına gözyaşlarıyla Rabbimize iltica edebilir ve affını talep edebiliriz. Eğer alacağımız bir sonraki soluğun garantisi yoksa ki yoktur ve eğer Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman ediyor isek; bu nefesimizi son nefesimiz, şu anımızı son anımız gibi yaşamak zorundayız.

Prof. Dr. Ahmet Kağan Karabulut

Bu yazı 304 defa okunmuştur.

Bu makaleyi nasıl buldunuz? // Bu pencereye yorumunuzu yazabilirsiniz // Makalenizi göndermek isterseniz buyurun!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: