Sahi “Biz” ne kadar insanız?


Sahi “Biz” ne kadar insanız?

Mart 22, 2012

Başlığı okuyunca hemen tepki göstermişsinizdir belki de? Ne demek “Biz ne kadar insanız?” Bu başlıkta bir kasıt olmadığını yazımın devamını okudukça “Vay be! Biz bayağı insanmışız.” demeye kalkabiliriz ya da “Vay be! Herşeye bir kup, bir kuyruk takarken, biz ne kadar insanız?” sorusunu kendimize sorabiliriz de.

Hepimiz insanız ve insanlığımızla övünürüz ve bunda da gayet tabi haklıyız. Çünkü biz inancımız gereği “eşrefi mahlukat” yani yaratılmışların en güzeli olarak yaratılmışız. Biz Allah’ın kulları olarak gerçekten de en güzel surette yaratılmışız. Lakin davranış olarak güzelliklerimizi, çirkinliklerimizi hayvanlara benzetmekten geri durmayız.Şöyle bir düşünelim: Biz ne kadar insanız? İnsanlığımızı hangi hayvanla kıyaslıyoruz? Eğer kendimizi çalışkan bir insan olarak değerlendiriyorsak hemen kendimizi bir karıncayla kıyaslayarak “Karınca gibi çalışkanım.” diyerek kendimize yeni bir özellik ekleriz.

Diğer yandan; edebiyat dünyasında en güzel gözün eşek gözü olduğunu okuduğumuz, duyduğumuz halde biricik sevdiceğimize “ceylan gözlüm” diye hitapta bulunuruz. Bir kız beğenmeye kalksak keklik gibi sekenleri revaçta görürüz. Yine sülün gibi güzeller ararız. Balıketili severiz.  Ya delikanlılarımıza; “aslan gibi delikanlı” veya “koç gibi delikanlı” ya da “koç yiğit” diyerek onurlandırırız. Biraz şişman olan çocuklara da “tosun” gibi yakıştırmasını eksik etmeyiz. Bakışları keskin olan gençlerimize de “Şahin bakışlı” diyerek övgüler ekleriz.

Güzel sesli bir insanlara “bülbül gibi şakıyor.” kötü sesi olanlara “karga” benzetmesini yaparız. Hele okul sıralarında çalışkan olanlarımıza “inek” demekten kaçınmayız.

“ İnsan lisanı kadar insandır.” ilkesini unutarak kimileri “çakal”, kurnazlık yapanlara “tilki gibi kurnaz.”, bazılarına “eşek”, öfkelendiğimiz kimselere de ”ayı” demeyi marifet sayarız ya da “hayvan” demekten geri kalmıyoruz. Unutkanı aşağılamak için “kuş beyinli”,” balık akıllı”, anlayışsızlık gösterenlere “öküz” veya “sığır” demekten de geri durmayız.

İnatçılık yapanları “keçi”, görgüsüzlük ve aptallık olanlara “angut”, aklı bir karış havada olanlara “leylek”, erkenden yatanlara “tavuk”, her şeye rıza gösterenlere “koyun”, kendini yok yere ortaya atanlara “sazan” diyerek dalgaya başvururuz. Küçümsemek istediğimiz şişmanlara  “balina”, iri yarı olanlara ise “aygır” veya “su aygırı” demeyi marifet biliriz.

Saman altından su yürütene veya sessizce düşmanlık yapana “yılan”, zarar veren yıkan insana “akrep”, sırnaşan, ayrılmayan kişiye “kene”, diğer insanlardan geçinen kişiye “sülük”, yine beleşten geçinmeye çalışanlara “sinek”, yan yan yürüyene “yengeç”, çok yavaş kişilere “tosbağa”, hızlı olanlara “panter”, çok yiyenlere de “fil” benzetmeleri yaparken ”Teşbihte hata olmaz, hatasız teşbih olmaz.” özlü sözünün yoksa cıvığını mı çıkarmaktayız?

Bu kadar ahkâmdan sonra şöyle bir soru sorsam; dilimizde bu kadar hayvan benzetmesi varken sahi biz ne kadar insanız?

Durmuş Ali ÖZBEK
durmusaliozbek@hotmail.com

Bu makaleyi nasıl buldunuz? // Bu pencereye yorumunuzu yazabilirsiniz // Makalenizi göndermek isterseniz buyurun!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: